4 Ekim 2024 Cuma

Osmanlı’da Kokular ve Şifalı Bitkiler

   Osmanlı’da Kokular ve Şifalı Bitkiler

 Osmanlı Devleti, gelecek nesillere kokuları ile de iz bırakmışlardır. Sofralardan mektuplara, kaftanlardan fermanlara, kokulu nargilelerden kokulu mendillere kadar birçok alanda çeşitli kokular kullanmışlardır. İslam dininde güzel koku kullanmanın sünnet olması Osmanlı devletinin büyük önem vermesine de sebep olmuştur. Güzel kokular kişinin ruh halini etkilediği düşünülür ve şifahanelerde kullanılırdı.

Osmanlı’da koku bazen devlet politikası olarak da karşımıza çıkmıştır. Örneğin, huzura kabul edilmeden önce elçilerin ellerine gül suyu serpilmesi, padişahın vezir-i azam ve sadrazamların divan-ı hümayuna çıkmadan önce amber sürmeleri gelenek haline gelmiştir. Güzel koku Osmanlılarda bir yaşam tarzı haline gelmiştir. Mekânlarda kokular ihmal edilmez, cami ve medreseleri kokulandırırlardı.Gül,islami olarak hazreti Muhammed'i temsil ettiği için ruha şifa olduğu inanılır.
Osmanlı kültüründe kokular henüz üzerinde çok fazla çalışılmamış olmasına rağmen gündelik yaşamda sıkça kullandıkları pek çok kaynakta geçmektedir. Modern hayat ile birlikte ruhi bunalımlar sıkça yaşanmaktadır. Ancak bu süreç Osmanlı Devleti’nde de dikkat çekmiştir. Ortaçağda kilise görevlileri psikolojik rahatsızlığı olan kişileri ‘içine şeytan girmiş’ diyerek yakarken, Selçuklu ve Osmanlı Devleti onları şifahanelerde güzel ses ve kokularla tedavi ediyordu. Bu kültürden yola çıkarak bizim kültürümüzde de güzel kokulu maddelerin bir cennet hatırası ve peygamberimizin terinden aldıkları inancı yerleşmiştir. Güzel koku ile temiz ve saf ruhlar arasında ilişki kurulmuş, meleklerin güzel kokuyu sevdiği, kötü kokulardan rahatsız oldukları kabul görmüştür. Bazı araştırmada koku tedavisi uzmanları tarafından güzel kokular, uçucu yağlar ve bitkilerin hormonları etkilediğini bulmuştur. Bir başka araştırmaya göre kokuların insan beyninde ki hatıraları harekete geçirmesini sağlıyordu. Bu yüzden bazı kokular canlandırıcı bazı kokular ise sakinleştiricidir. Bilinen bazı kokulu yağlar antiromatizmal, antiseptik, antiviral, antidepresan tedavi edici özelliği olduğu ortaya çıkmıştır. Geleneksel Batı tıbbında da keskin kokulu bitkilerin yağları, mikrop öldürücü olarak görülmüştür. Mesela salgın hastalık zamanlarında hastaların odaları biberiye tütsüsüyle kokulandırılmıştır. Yine böyle dönemlerde hekimler hastalık kapmamak için ellerini fesleğen yağı ile ovmayı tavsiye etmişlerdir.


Osmanlı Devleti’nde hoş kokularla hazırlanmış çeşit çeşit eşya kullanmak adeta bir hayat tarzıydı. Mesela aydınlanma için yakılan mumlara, Kur’an-ı Kerim yazmakta kullanılan mürekkeplere, misafire el yıkaması için getirilen ibriğe muhakkak güzel koku karıştırılırdı. Osmanlı evlerinde yetiştirilen fesleğen ve nane gibi güzel kokulu bitkiler sinek ve böcekleri uzak tutardı. Osmanlı’da güzel kokuları hazırlamak, ilaç, güzellik malzemeleri ve baharatları da hazırlayan aktarların işiydi. Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde aktardığına göre XVII’ inci yüzyılda, İstanbul’da binlerce aktar ve bunun yanında çeşitli gülsuyu satıcıları, kokulu yağ imalatçıları bulunuyordu. Her bir aktar, ustasından öğrendiği ve kendisinin geliştirdiği belli bir formülde ustalaşırdı. Zamanla ustalıklarını koku alanına yönelten aktarlara ıtriyatça denilmeye başlanmıştı.
Kokuların  vücudumuzdaki etkisi aşağıdaki gibidir. 
Amber: Amber yağı (kehribar) veya sıvı amber, bir çam ağacı türünden elde edilir. Amber, özellikle kalple ilgili hastalık ve problemlerde önerilir.
Misk: Hz. Peygamber’in özellikle misk yağını kullandığı rivayet edilir. Misk sakinlik, dinginlik verir, kalp ve cinsel problemlerin tedavisinde önerilir.
Reyhan: Öksürüğü ve baş dönmesini keser. Bağırsak gazlarını giderir. İştah açar. Ağız yaralarına faydalıdır. Saç dökülmesine karşı etkilidir ve saçları kuvvetlendirir.
Sümbül: Soğanı ur, çıban ve yaralarda kullanılır. Çiçeği ise iştah açıcıdır.
Nefes darlığına, uykusuzluğa, karaciğer hastalıklarına, sarılığa, cinsel gücü artırmaya faydası vardır.
Nergis: Cömertliği arttırır. Kendini sevme ve onaylama duygusunu harekete geçirir.Geniz tıkanıklığını açar, mide rahatsızlıklarına faydalıdır. Rutubet ve safradan meydana gelen baş ağrısına karşı etkilidir.
Gül: Güneş ısısını gül suyuna vurdukça, yağın doğal olarak oluşumuna neden olur. En az toksik olan yağdır. Gül kokusu hafızayı güçlendirir, unutkanlık sorununu azaltır. Baş ağrısına iyi gelmektedir. Gül suyunun ferahlatıcı özelliği vardır. Cilt hastalıkları içinde gül kullanılmıştır.Yasemin: Duygu halini yükseltir ve mental/fizîkî depresyonu baskılamaktadır. Yasemin yağı öksürük veya soğuk algınlığına faydalıdır. Ayrıca burun ve solunum yollarında olan tıkanıklıkları temizler ve horlamayı azaltır.

İnsanlık tarihi boyunca birçok hastalık bitkiler kullanılarak tedavi edilmeye çalışılmıştır. Özellikle 1990’lı yıllardan sonra, tıbbi ve hoş kokulu bitkilerin yeni kullanım alanlarının bulunması, doğal ürünlere olan talebin artması; bu bitkilerin kullanım hacmini her geçen gün arttırmıştır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde de Anadolu’da baharat nakliyatı önemini korumuştur. Yeni yollar ve kervansaraylar yapılmış ve bunların korunmasına önem verilmiştir. Osmanlı Devleti’nde yüzyıllardan beri bitkiler çeşitli hastalıkların tedavisinde tıbbi amaçlı olarak kullanılmıştır.

Osmanlı Devleti’nde bazı hastalık ve tedavilerinde kullanılan bitkiler şunlardır;
Böbrek hastalıkları: Altın otu, atkuyruğu, ayrıkotu.
Cinsel isteksizlik: Demir dikeni, kakule, meyankökü, safran, zencefil.
Hazımsızlık: Anason, dereotu, havlıcan, kakule, kimyon, papatya, rezene, yenibahar, zencefil
Hemoroit: Civanperçemi, kuşburnu, mazı, sultan otu, zencefil.
Kabızlık: Keten, rezene, sinameki, sinirli ot tohumu.
Kalp rahatsızlıkları: Alıç, ökseotu.
Kanserden korunma: Isırganotu, kırmızıbiber, ökseotu.
Karaciğer rahatsızlıkları: Enginar, hindiba, Kurtpençesi, meryemana dikeni, zerdeçal.
Menopoz: Civanperçemi, adaçayı, anason, papatya, tarçın.
Mide kanaması: Civanperçemi, kuşburnu, sumak.
Mide bulantısı ve ağrıları: Eğir kökü, nane, zencefil.
Prostat büyümesi: Eğir kökü, yeşil çay, zerdeçal, ısırganotu kökü.
Romatizma ağrıları: Anason, atkuyruğu, biberiye, karanfil, kekik, lavanta, melisa, papatya.
Safra kesesi rahatsızlıkları: Altınotu, civanperçemi, karahindiba, pelinotu, zerdeçal.
Soğuk algınlığı, üşütme ve öksürük: Ardıç, ebegümeci, ekinezya, ıhlamur, karanfil, meyankökü, nane, okaliptus, papatya, zencefil.
Stres, depresyon ve endişe: Anason, kantaron, lavanta, melisa, papatya, rezene, şerbetçi otu.
Unutkanlık ve hafıza zayıflığı: Adaçayı, biberiye, kakule, yeşil çay, zencefil.
Uyku bozukluğu: Anason, çuha çiçeği, kediotu, melisa, papatya, rezene, şerbetçi otu.
Yorgunluk: Adaçayı, biberiye, meyankökü, kakule, kekik, kuşburnu, zencefil.
Yüksek kolesterol: Biberiye, kekik, kuşburnu, üzüm çekirdeği, yeşil çay, zencefil.
Yüksek şeker: Kudretnarı, mahlep, tarçın, mersin.
Zayıflama çayı: Biberiye, kiraz sapı, mısır püskülü, rezene, sinameki, zencefil, zerdeçal, yeşilçay.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

  Kaz Dağı / İda Dağı - Çanakkale Geçmişten günümüze Troas (Biga Yarımadası) bölgesinde, yerleşme, coğrafi konum, iklim, flora ve fauna, mit...